Gerçeklerin Üzerine Çekilen Branda ve Musluktan Akan Soru İşaretleri
Son dönemde toplumsal sorumluluk gereği dile getirdiğimiz iki önemli konu, ne yazık ki bazı çevrelerde asıl mecrasından saptırılarak kişisel birer saldırıymış gibi algılandı. Oysa niyetimiz ne kurumları karalamak ne de yapılan başarıları görmezden gelmekti. Bizim derdimiz; insan sağlığı ve yönetimsel dürüstlük.
Suyumuzun Sertliği mi, Vicdanımızın Sertliği mi?
Konya’nın farklı mahallelerinde, bizzat sahaya inerek şebeke sularının PPM (içme suyu sertliği) değerlerini ölçtük. Sonuçlar ürkütücü: Şebeke suları 214 ile 443 PPM arasında değişirken, hepimizin “temiz” diye bildiği tatlı su çeşmeleri bile 140 PPM seviyelerinde.
Uzmanlar, sağlıklı bir içme suyunun en fazla 120 PPM olması gerektiğini bas bas bağırırken, bu verileri paylaşmak bir suç değil, vatandaşlık görevidir. Halkın sağlığını ilgilendiren bir konuda “susmak”, o kirliliğe ortak olmaktır. Biz “Bu su içilmemeli” derken, aslında bir şehrin ortak geleceğini, çocuklarının sağlığını savunduk.
Başarıyı Alkışlar, “Makyajı” Eleştiririz
Diğer bir konu ise Hatay’da gerçekleştirilen TOKİ konutları teslim töreniydi. Şunu açıkça ifade edelim: TOKİ, deprem bölgelerinde kısa sürede teslim ettiği binlerce konutla devasa bir başarıya imza atmıştır. Bu emeği görmezden gelmek haksızlık olur; biz de bu başarıyı tebrik ediyoruz.
Ancak… Başarı, eksikleri gizlemeyi haklı çıkarmaz. Bitmemiş binaların üzerine “bitmiş bina” görselli brandalar asarak hem halkı hem de o törene katılan Sayın Cumhurbaşkanı’nı yanıltmak, Türk devlet geleneğine ve dürüstlük ilkelerine yakışmaz. Biz “İnsanları aptal yerine koymayın” dediğimizde, aslında devletin itibarını korumaya çalıştık. Eksik olanı “eksik” diye söylemek, o işin tamamlanması için en büyük teşviktir.
Celladına Aşık Olmak ve Putçuluk
En acı olanı ise, kandırıldığını söylediğimiz insanların, bizi hedef tahtasına oturtmasıdır. Kendi sağlığını koruyanı değil de, önüne kireçli su koyanı; kendi barınma hakkını savunanı değil de, bitmemiş binayı brandayla gizleyeni savunan bir zihniyetle karşı karşıya kaldık.
Bu trajik duruma karşı biz de sustuk ve sözü ustalara bıraktık:
Ali Şeriati’nin dediği gibi; “Eleştirinin bittiği yerde putçuluk başlar.” Eleştiriyi ihanet sayanlar, aslında en büyük zararı savundukları kurumlara vermektedirler.
Ömer Hayyam’ın o sarsıcı dizeleri ise bugün adeta ete kemiğe bürünmüş durumda:
“Celladına aşık olmuşsa bir millet, ister ezan ister çan dinlet. İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet, müstehaktır ona her türlü zillet.”
Sonuç Olarak; Bizim ne suyumuzun kirliliğini gizlemeye ne de başarıların gölgesine sığınarak yapılan “makyajları” alkışlamaya niyetimiz var. Gerçek, acı da olsa iyileştiricidir. TOKİ’nin başarısını takdir ediyor, ancak brandalı aldatmacayı reddediyoruz. KOSKİ’nin hizmetlerini görüyor, ancak suyun sertliğini sorguluyoruz.
Unutulmasın ki; gerçeklerin üzerine çekilen hiçbir branda, güneşin doğuşuna engel olamaz. Biz doğruları söylemeye, aynayı tutmaya devam edeceğiz. Aynadaki görüntüden rahatsız olanlar, aynayı kırmak yerine yüzlerindeki lekeleri temizlemeye odaklanmalıdır.
Kalın sağlıcakla…

